27 Temmuz 2011 Çarşamba

Kırmızı Cinnet & Cinayet

Saplantılı bir uğultu var kulağımda,
Yaratıcı olmaktan uzak, dört duyuma yakın,
Burnumu kanatan ağır tahta bezi kokusunda..
Aynı metronomda saldıran bir uğultu işte..
Yaratıcı olmaktan uzak, dört duyuma yakın…

Uğultu sahibi; estetik kaygısı olmayan sanatçı misali,
Hep aynı perdede oynayan, alkış beklemeyen, ceset timsali,
Bıçağını ordan oraya savuran bir katil işte, tam karşımda
Hep aynı perdede oynayan, aynı metronomda kuruyan
Bir ağaç belki, neydi ki bu hezeyanın ilmi, yeni bir fikir miydi?

Sana tüm bunlar,
Sana, ona, buna, şuna…
Ne kadar zamir varsa,
Ne kadar sıfatsız isim varsa ona bu sözler..
Kalbindeki tüm damarları üstüste binmişlere bunlar..
Beynine kan gitmeyenlere,
Biberonuyla kan içme hayalindekilere tüm bunlar,
Acısıyla kendi ruhunu kemirenlere…

Niye bu kin, tüm adresleri cebinde taşıman neden,
Çıkmaz sokakta yalnız bir hüzne bu hınç neden,
Nerde kızdırdın o heybetli hançerlerini,
Allah aşkına söyle, nerden buldun o yeri..
Sapladın ya hançerlerini dört tarafına kırmızının, neden?

Neyi görmek istedin, söyle, uğultuya inat söyle..
Yalvartan tüm düzenekler kurulur, sen söyle,
En düzensiz düzendi ya morg,
Hani balık sırtı disiplininde, balık istifi gibi
Balık hafızayla gittiğimiz yerdi ya morg,
Orda görmek miydi tek hayalin,
Neydi sebebi bu cinnetin,
Hala susmasa da uğultu,
Sen söyle, Allah aşkına söyle,
Neydi sebebi bu cinayetin..

14 Temmuz 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder