27 Temmuz 2011 Çarşamba
Blog merhaba..
Küçükken ne çok severdim günlük tutmayı.. Defter defter günlüklerim vardı.. Epeydir yalnız bırakmışım seni blogcum.. Hızlı bir geri dönüş yapıyorum..Artık birlikteyiz..
Üzerimi Ört!!
Sallandırdım kendimi uçurumdan,
Hiç acımadan, gözyaşı dökmeden,
Biriktirdiklerimi üzerimden sökmeden
Öylece sallandırdım kendimi, hiç üşümeden.
Adına trajedi dediğim tüm senaryolar yazılmış
Tek perdede aralıksız bana oynatılmışken bile,
Konar bu hastalıklı karanlığa bir nokta dedim
Uğraşınca kurtulacağım bir kuyudayım ..
Geçer sen çabala yeter ki, diye diye kurudu iliklerim..
Olmadı, olamadı,
Çabaladıkça daha da boğulduğum dehlizlere hapsoldum ..
Kendimi kendi ellerimle, hatalar duvarı’nın kenarına,
Hatta en son bir ölünün uzandığı bir bebeğin beşiğine,
Yol üzerinde, uçurum kenarında, orda veya burda,
Korkulardan uzak bir deliler hastanesinde saklanır buldum..
Yine de olmadı, olamadı..
Dinmiyor acılar, bitmiyor çığlıklar..
Peşimde işte Azrail, yılmadan koşuyor..
Dayanılmıyor, olmuyor..
Karanlıkta koşulmuyor..
Kaçamıyorum artık, olmuyor..
Olmadı, olamadı..
Sallandırdım kendimi uçurumdan,
Hiç acımadan, gözyaşı dökmeden,
Biriktirdiklerimi üzerimden sökmeden
Öylece sallandırdım kendimi, hiç üşümeden..
Azrail (!) bari üzerimi ört sen de, nolur..
Ört ki, hiç üşümeyim ben nolur...
20 Temmuz 2011
Hiç acımadan, gözyaşı dökmeden,
Biriktirdiklerimi üzerimden sökmeden
Öylece sallandırdım kendimi, hiç üşümeden.
Adına trajedi dediğim tüm senaryolar yazılmış
Tek perdede aralıksız bana oynatılmışken bile,
Konar bu hastalıklı karanlığa bir nokta dedim
Uğraşınca kurtulacağım bir kuyudayım ..
Geçer sen çabala yeter ki, diye diye kurudu iliklerim..
Olmadı, olamadı,
Çabaladıkça daha da boğulduğum dehlizlere hapsoldum ..
Kendimi kendi ellerimle, hatalar duvarı’nın kenarına,
Hatta en son bir ölünün uzandığı bir bebeğin beşiğine,
Yol üzerinde, uçurum kenarında, orda veya burda,
Korkulardan uzak bir deliler hastanesinde saklanır buldum..
Yine de olmadı, olamadı..
Dinmiyor acılar, bitmiyor çığlıklar..
Peşimde işte Azrail, yılmadan koşuyor..
Dayanılmıyor, olmuyor..
Karanlıkta koşulmuyor..
Kaçamıyorum artık, olmuyor..
Olmadı, olamadı..
Sallandırdım kendimi uçurumdan,
Hiç acımadan, gözyaşı dökmeden,
Biriktirdiklerimi üzerimden sökmeden
Öylece sallandırdım kendimi, hiç üşümeden..
Azrail (!) bari üzerimi ört sen de, nolur..
Ört ki, hiç üşümeyim ben nolur...
20 Temmuz 2011
Kırmızı Cinnet & Cinayet
Saplantılı bir uğultu var kulağımda,
Yaratıcı olmaktan uzak, dört duyuma yakın,
Burnumu kanatan ağır tahta bezi kokusunda..
Aynı metronomda saldıran bir uğultu işte..
Yaratıcı olmaktan uzak, dört duyuma yakın…
Uğultu sahibi; estetik kaygısı olmayan sanatçı misali,
Hep aynı perdede oynayan, alkış beklemeyen, ceset timsali,
Bıçağını ordan oraya savuran bir katil işte, tam karşımda
Hep aynı perdede oynayan, aynı metronomda kuruyan
Bir ağaç belki, neydi ki bu hezeyanın ilmi, yeni bir fikir miydi?
Sana tüm bunlar,
Sana, ona, buna, şuna…
Ne kadar zamir varsa,
Ne kadar sıfatsız isim varsa ona bu sözler..
Kalbindeki tüm damarları üstüste binmişlere bunlar..
Beynine kan gitmeyenlere,
Biberonuyla kan içme hayalindekilere tüm bunlar,
Acısıyla kendi ruhunu kemirenlere…
Niye bu kin, tüm adresleri cebinde taşıman neden,
Çıkmaz sokakta yalnız bir hüzne bu hınç neden,
Nerde kızdırdın o heybetli hançerlerini,
Allah aşkına söyle, nerden buldun o yeri..
Sapladın ya hançerlerini dört tarafına kırmızının, neden?
Neyi görmek istedin, söyle, uğultuya inat söyle..
Yalvartan tüm düzenekler kurulur, sen söyle,
En düzensiz düzendi ya morg,
Hani balık sırtı disiplininde, balık istifi gibi
Balık hafızayla gittiğimiz yerdi ya morg,
Orda görmek miydi tek hayalin,
Neydi sebebi bu cinnetin,
Hala susmasa da uğultu,
Sen söyle, Allah aşkına söyle,
Neydi sebebi bu cinayetin..
14 Temmuz 2011
Yaratıcı olmaktan uzak, dört duyuma yakın,
Burnumu kanatan ağır tahta bezi kokusunda..
Aynı metronomda saldıran bir uğultu işte..
Yaratıcı olmaktan uzak, dört duyuma yakın…
Uğultu sahibi; estetik kaygısı olmayan sanatçı misali,
Hep aynı perdede oynayan, alkış beklemeyen, ceset timsali,
Bıçağını ordan oraya savuran bir katil işte, tam karşımda
Hep aynı perdede oynayan, aynı metronomda kuruyan
Bir ağaç belki, neydi ki bu hezeyanın ilmi, yeni bir fikir miydi?
Sana tüm bunlar,
Sana, ona, buna, şuna…
Ne kadar zamir varsa,
Ne kadar sıfatsız isim varsa ona bu sözler..
Kalbindeki tüm damarları üstüste binmişlere bunlar..
Beynine kan gitmeyenlere,
Biberonuyla kan içme hayalindekilere tüm bunlar,
Acısıyla kendi ruhunu kemirenlere…
Niye bu kin, tüm adresleri cebinde taşıman neden,
Çıkmaz sokakta yalnız bir hüzne bu hınç neden,
Nerde kızdırdın o heybetli hançerlerini,
Allah aşkına söyle, nerden buldun o yeri..
Sapladın ya hançerlerini dört tarafına kırmızının, neden?
Neyi görmek istedin, söyle, uğultuya inat söyle..
Yalvartan tüm düzenekler kurulur, sen söyle,
En düzensiz düzendi ya morg,
Hani balık sırtı disiplininde, balık istifi gibi
Balık hafızayla gittiğimiz yerdi ya morg,
Orda görmek miydi tek hayalin,
Neydi sebebi bu cinnetin,
Hala susmasa da uğultu,
Sen söyle, Allah aşkına söyle,
Neydi sebebi bu cinayetin..
14 Temmuz 2011
Gülmelisin
ve yiter gibi durur ya birseyler aslında belki de hiç varolmadan..
hani evren senin tek bir dönüşünle tüm ışığını kapattı sanarsın, harekete duyarlı apartman boşluğu ışıkları gibi, yani belki de bir saniye bile aydınlatamamışken..
tüm kainat senden ibaret olması gerekirken aksine her bir tümcenin tüm öğelerini etrafındakilere yükleyip kendini sadece noktalama isareti yapma gafletinde bulunmuş bünyenle, el gibi yabancı bakan gözlerde kendi suçlarını arar bulursun ya..
kurarsın kurarsın... hayal edip edip sarılırsın sen olmayan senlere..
tipki senmissin gibi kendinden emin yaparsın ya bir de halatlarla bağlanmışlıklar var sanarsın.. ama 'batı cephesinde yeni birşey yok" tur ve olamaz vesselam..
ilk tökezleme anında, birbirini tanıyan & tanımayan tüm insancıklarının aynı cepheye (ve senle tamamen karşıt diger cepheye) geçtigini de aynı gözlerinle gözlemler bulursun kendini, el gibi herkes, yabancı..
sen görünen senler de senin düşünden de öte düş-mandır düş-meni bekleyen onu görürsün... gülmelisin..
"El gibi ya herkes, yabancı, en sevdigim insancık hiç tanışmadığım insancıktır" der der, 3 vakte kadar, "yine ders almadım ama böyle böyle oldu" diyecegin bir diger senaryoda başrolu kapana kadar bir süre "rahat" nefes alır verirsin - fotosentez yapanlardan olsan daha "rahat" edebileceğini bile bile.. ki tekrar etmeli; gülmelisin..
30 Mart 2011
hani evren senin tek bir dönüşünle tüm ışığını kapattı sanarsın, harekete duyarlı apartman boşluğu ışıkları gibi, yani belki de bir saniye bile aydınlatamamışken..
tüm kainat senden ibaret olması gerekirken aksine her bir tümcenin tüm öğelerini etrafındakilere yükleyip kendini sadece noktalama isareti yapma gafletinde bulunmuş bünyenle, el gibi yabancı bakan gözlerde kendi suçlarını arar bulursun ya..
kurarsın kurarsın... hayal edip edip sarılırsın sen olmayan senlere..
tipki senmissin gibi kendinden emin yaparsın ya bir de halatlarla bağlanmışlıklar var sanarsın.. ama 'batı cephesinde yeni birşey yok" tur ve olamaz vesselam..
ilk tökezleme anında, birbirini tanıyan & tanımayan tüm insancıklarının aynı cepheye (ve senle tamamen karşıt diger cepheye) geçtigini de aynı gözlerinle gözlemler bulursun kendini, el gibi herkes, yabancı..
sen görünen senler de senin düşünden de öte düş-mandır düş-meni bekleyen onu görürsün... gülmelisin..
"El gibi ya herkes, yabancı, en sevdigim insancık hiç tanışmadığım insancıktır" der der, 3 vakte kadar, "yine ders almadım ama böyle böyle oldu" diyecegin bir diger senaryoda başrolu kapana kadar bir süre "rahat" nefes alır verirsin - fotosentez yapanlardan olsan daha "rahat" edebileceğini bile bile.. ki tekrar etmeli; gülmelisin..
30 Mart 2011
Kimsesizken
Sönmez denen ateşler ortasından geliyoruz hepimiz
Süregelen ışık oyunu bol hayatta yalpalayıp dursak da
Bir şekilde düştükçe kalkan, kalktıkça yol alan biziz
Kimsesizler mezarlığına gömülmemekse tek emelimiz…
Çoğu zaman içimiz buz tutarak uyanırız yeni güne
Bilmeden rüzgarın yönünü meltem olması duası ile
Açtığımızı sanarak binlerce kere kilitlenmiş kapıları
Ayrılırız evimizden aslında tek adım atamazken bile...
Titreyerek başlayan gün yine yanarak aynı sona gelir
Ne bir umut vardır yeşeren, yüzüne kocaman gülümseyen
Ne de bir renk vardır alıp, sürünüp, içini aydınlatabilen
Kimsesizlikten nasıl ayrılırız bir kez bile bilemezken..
3 Ocak 2011
Süregelen ışık oyunu bol hayatta yalpalayıp dursak da
Bir şekilde düştükçe kalkan, kalktıkça yol alan biziz
Kimsesizler mezarlığına gömülmemekse tek emelimiz…
Çoğu zaman içimiz buz tutarak uyanırız yeni güne
Bilmeden rüzgarın yönünü meltem olması duası ile
Açtığımızı sanarak binlerce kere kilitlenmiş kapıları
Ayrılırız evimizden aslında tek adım atamazken bile...
Titreyerek başlayan gün yine yanarak aynı sona gelir
Ne bir umut vardır yeşeren, yüzüne kocaman gülümseyen
Ne de bir renk vardır alıp, sürünüp, içini aydınlatabilen
Kimsesizlikten nasıl ayrılırız bir kez bile bilemezken..
3 Ocak 2011
Yazıyla dokuz
erişemezsin ruhuma, ben bile erişemiyorum ki sen nasil bulacaksin.. bulamazsin.. ölüler nasıl dansederse öyle dansederim ben.. belli belirsiz, görmezsin, hissedemezsin... dokumazsin bile ellerin yetmez.. içimde var gizli birseyler.. varım evet, ama varlığımın tek kanıtı yok olmamamdır. varım, hatta sonuna kadar doluyum, kusmaya calismam ondan hep.
olmuyor ama.. nedense ona bile iznim yok.. kapalı, daracık etrafım.. kapkaranlık, çok soğuk, yalnız.. delirme noktasıyla donma noktası arasında.. ısıtsan eririm, ısıtsan yanarım hem deliyim hem de degilim.. taşlar dolu ceplerimde, irili ufaklı belki de kocaman gri taşlar dolu ceplerim.. her an atlamaya hazirim denize.. her an soluksuz kalmaya hazırım, her an.. bunlari yazarken tutmaya başlıyorum nefesimi.. daha derine kulaç atmayı ögrenmisim hatta, bilmiyorum yüzeyde nasıl kalınır, kalınırsa nasıl nefes alınır.. üç satır işte herşeyim, hayatım üç satır, yazılmıyor dördüncüsü.. akarken gözyaşlarım, sel olsa umrunda degil dünyanın.. geberse umrumda değil dünya...
26 Ekim 2010
olmuyor ama.. nedense ona bile iznim yok.. kapalı, daracık etrafım.. kapkaranlık, çok soğuk, yalnız.. delirme noktasıyla donma noktası arasında.. ısıtsan eririm, ısıtsan yanarım hem deliyim hem de degilim.. taşlar dolu ceplerimde, irili ufaklı belki de kocaman gri taşlar dolu ceplerim.. her an atlamaya hazirim denize.. her an soluksuz kalmaya hazırım, her an.. bunlari yazarken tutmaya başlıyorum nefesimi.. daha derine kulaç atmayı ögrenmisim hatta, bilmiyorum yüzeyde nasıl kalınır, kalınırsa nasıl nefes alınır.. üç satır işte herşeyim, hayatım üç satır, yazılmıyor dördüncüsü.. akarken gözyaşlarım, sel olsa umrunda degil dünyanın.. geberse umrumda değil dünya...
26 Ekim 2010
Yazıyla sekiz
Bir kere daha üzülmek için nelere ihtiyaç vardır acaba?
bir adet konuya mı, bir adet insana mı?? nedir birinciden sonra gelen sıradaki üzülmelerin gerek ve yeter şartları...
sağ - sol, yukarı - aşağı, kuzey - güney , doğu - batı .. coğrafyada öğrendiğin hangi yöne baksan neden duvardır kimi zaman.. neden tüm rüzgarlar aslında tüm yönlerden eser?? neden sonunda hep terkedilen bir deliyi oynama rolü bana adanmıştır.. küçücük bir odada yalnızlıktan bir ucubeye dönüşünce mi rahatlar kader denen kahrım.. yok mudur bunun grup indirimi .. katılıyorum çünkü istisnasız tüm benlerimle, tüm oyunlara, hem de sabit rolümle..
kim görse neden ezmeye çalışırdı ki başımı, neydi bunun açıklaması, çok mu sessizdim yoksa sessizligimden de çok kimsesiz miydim, bilemedim.
halbuki bir kere bile psikozlarınızla uyumaya çalışmadınız siz bedenimi ezmeye çalışanlar.. bir kere bile korkuyu tatmadı o küçük beyinleriniz.. diri diri yanmadınız ben gibi, ya da damarlarınız ucuca eklenip hiç ip atlanmadı üzerlerinde.. her gece çiğ çiğ kemirilmedi etleriniz, kanamadı boş yere tüm hücrelereniz... kanınız çekildikçe hissetmediniz ölümün soğukluğunu.. korku nedir bilmeden, nedir benim ürkekliğimle derdiniz, siz de kimsiniz..
yakında sabun yapılacak bir bedenim artık-ruhum çoktan kayıp... çürümüş, kokuşmuş birçok şey gibi paramparça ettiniz, bağladınız zincirlerle kırbaçladınız hatta öldüresiye.. ezilmekten tüm enerjim emildi, son kez nefes alayım derken, yine gömülüyorum mezarlıktan farksız kendi içime.. öyle bir şey söylenmeli ki artık, " hepimiz aslında ölüyüz" gibi birşey söylenmeli ki, hayatı ciddiye almaya başlayım.. yoksa bitti, bitti yoksa, bitik hepsi, hepimiz, hepsi, bitti tabi.... hediye ruhum göktekine.. beğenmeyecek gerçi o da, dolanmıştım çoktan sayenizde tüm yalanlara, kokuşmuşluklara..
25 Ekim 2010
bir adet konuya mı, bir adet insana mı?? nedir birinciden sonra gelen sıradaki üzülmelerin gerek ve yeter şartları...
sağ - sol, yukarı - aşağı, kuzey - güney , doğu - batı .. coğrafyada öğrendiğin hangi yöne baksan neden duvardır kimi zaman.. neden tüm rüzgarlar aslında tüm yönlerden eser?? neden sonunda hep terkedilen bir deliyi oynama rolü bana adanmıştır.. küçücük bir odada yalnızlıktan bir ucubeye dönüşünce mi rahatlar kader denen kahrım.. yok mudur bunun grup indirimi .. katılıyorum çünkü istisnasız tüm benlerimle, tüm oyunlara, hem de sabit rolümle..
kim görse neden ezmeye çalışırdı ki başımı, neydi bunun açıklaması, çok mu sessizdim yoksa sessizligimden de çok kimsesiz miydim, bilemedim.
halbuki bir kere bile psikozlarınızla uyumaya çalışmadınız siz bedenimi ezmeye çalışanlar.. bir kere bile korkuyu tatmadı o küçük beyinleriniz.. diri diri yanmadınız ben gibi, ya da damarlarınız ucuca eklenip hiç ip atlanmadı üzerlerinde.. her gece çiğ çiğ kemirilmedi etleriniz, kanamadı boş yere tüm hücrelereniz... kanınız çekildikçe hissetmediniz ölümün soğukluğunu.. korku nedir bilmeden, nedir benim ürkekliğimle derdiniz, siz de kimsiniz..
yakında sabun yapılacak bir bedenim artık-ruhum çoktan kayıp... çürümüş, kokuşmuş birçok şey gibi paramparça ettiniz, bağladınız zincirlerle kırbaçladınız hatta öldüresiye.. ezilmekten tüm enerjim emildi, son kez nefes alayım derken, yine gömülüyorum mezarlıktan farksız kendi içime.. öyle bir şey söylenmeli ki artık, " hepimiz aslında ölüyüz" gibi birşey söylenmeli ki, hayatı ciddiye almaya başlayım.. yoksa bitti, bitti yoksa, bitik hepsi, hepimiz, hepsi, bitti tabi.... hediye ruhum göktekine.. beğenmeyecek gerçi o da, dolanmıştım çoktan sayenizde tüm yalanlara, kokuşmuşluklara..
25 Ekim 2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)